Maddi ve Manevi Zorluklardan İçsel Aydınlanmaya Uzanan Bir Direnç Hikâyesi: Süreyya Suzi Gökçay

Hayatın sunduğu sarp yokuşlar, maddi ve manevi fırtınalar çoğu insanı tüketirken; bazı güçlü ruhlar bu kırılmaları kendi içsel hakikatine açılan birer kapı haline getirir.

Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda bu hafta; çocukluğundan gelen derin sezgilerini psikoloji ve spritüal disiplinlerle harmanlayan, hayatın getirdiği zorlukları birer tekâmül basamağına dönüştüren, bireysel seansları, eğitimleri ve atölyeleriyle insanların kendi içlerindeki saklı gücü fark etmelerine rehberlik eden Değerli Eğitmen ve Spritüal Danışman Süreyya Suzi Gökçay ile kalbi bir hasbıhal gerçekleştirdik.

“Bazen hayatı değiştiren şey dışarıdan gelen büyük bir mucize değil, kendi içimizde fark ettiğimiz küçücük bir güçtür” diyen konuğumuzun o ilham verici yolculuğunu Satır Arası farkıyla araladık.

Süreyya Hanım, Satır Arası’na, bu samimi gönül masamıza hoş geldiniz. Sizi sadece spritüal alanda danışmanlık veren bir isim olarak değil; hayatın çetin sınavlarından dirençle geçmiş, her düşüşü yeni bir ayağa kalkışa çevirmiş bir yol arkadaşı olarak ağırlamaktan mutluluk duyduk.

Röportajımıza sizi tanıyarak başlayalım: Süreyya Suzi Gökçay kimdir? Bursa’da başlayan, emlak pazarlama eğitiminden spritüal ve psikolojik derinleşmeye uzanan bu serüvende bir danışanınız sizin dünyanıza adım attığında hangi içtenlikle karşılaşmalıdır?

Ben Süreyya Suzi Gökçay. 1980 yılında Bursa’da doğdum. Uludağ Üniversitesi Gayrimenkul, Emlak ve Emlak Pazarlama bölümünden mezun oldum. Fakat benim asıl yolculuğum sadece akademik eğitimimle sınırlı kalmadı. Çocukluğumdan beri insan ilişkilerim güçlüydü, insanların söylemediklerini hissedebilen kuvvetli bir sezgisel tarafım vardı.

Hayat beni zaman içerisinde spritüal alanlara, psikolojiye, insan davranışlarına ve insanın kendi iç dünyasını keşfetmesine götürdü. Bugün kendimi yalnızca danışmanlık yapan biri olarak değil, insanların kendi yollarını bulmalarına eşlik eden bir yol arkadaşı olarak görüyorum.

Benim yanıma gelen bir insan öncelikle yargılanmayacağını, dinleneceğini ve olduğu haliyle kabul edileceğini bilmeli. Çünkü bazen insanın ihtiyacı olan şey hemen bir çözüm bulmak değil, ilk defa gerçekten anlaşılmaktır.

Benim için her danışan bir dosya değil, bir hikâyedir. Her hikâyenin de kendine özgü bir dili vardır.

Spritüal yolculuğunuzun kıvılcımını ailece yaşadığınız maddi ve manevi zorlukların yaktığını ifade ediyorsunuz. İnsanın konfor alanı sarsıldığında kendi iç dünyasına yönelmesi büyük bir cesaret ister. O dönemin zorlukları, çocukluğunuzdan beri taşıdığınız güçlü sezgileri nasıl bir keşif yolculuğuna dönüştürdü?

Hayatımın bazı dönemlerinde hem maddi hem manevi anlamda oldukça zor sınavlardan geçtim. O zamanlar yaşadığım şeylerin beni bugün olduğum kişiye dönüştüreceğini bilmiyordum.

Bazen insanın hayatındaki en büyük dönüşümler, her şey yolundayken değil; bütün bildiklerinin sarsıldığı dönemlerde başlıyor.

Ben de kendi hayatımda bunu deneyimledim. Çocukluğumdan beri hissettiğim bazı şeyleri anlamlandırmaya başladım. İnsanların enerjilerini, duygularını, söylemedikleri şeyleri sezmek benim için zamanla daha bilinçli bir araştırma alanına dönüştü.

Fakat burada benim için çok önemli bir nokta var: Sezgiyi körü körüne inanmak olarak görmüyorum. Sezgi benim için gözlem, deneyim, insan psikolojisi ve kişinin kendi iç dünyasını tanımasıyla birlikte anlam kazanan bir alan.

Yaşadığım zorluklar beni korkutmak yerine kendimi tanımaya itti. Bugün dönüp baktığımda, “Neden bunları yaşadım?” sorusundan çok, “Bunlardan ne öğrendim ve öğrendiklerimi nasıl faydaya dönüştürebilirim?” diye bakıyorum.

Spritüal çalışmalarınızı yalnızca soyut kavramlarla sınırlı tutmayıp, insan duygu ve davranışlarının altındaki dinamikleri anlamak adına psikoloji eğitimleriyle de güçlendirdiniz. Bu iki alanın sentezi, danışanlarınızın ruhsal ve zihinsel süreçlerini analiz ederken size nasıl bir derinlik ve denge kazandırdı?

Ben insanı tek bir pencereden değerlendirmeyi doğru bulmuyorum.

Spritüal çalışmalar bana insanın anlam arayışını, sezgilerini ve iç dünyasını farklı bir açıdan görmeyi öğretti. Psikoloji ve insan davranışları üzerine aldığım eğitimler ise duygu, düşünce, davranış ve bilinçaltı süreçlerine daha farklı bir perspektiften bakmamı sağladı.

Bu nedenle danışanlarıma yaklaşırken “Her şey enerjidir” deyip geçmek istemiyorum. İnsan davranışının altında bir hikâye, bir ihtiyaç, bazen bir korku, bazen geçmişten gelen bir öğrenme olabilir.

Benim için önemli olan danışanın kendisini daha iyi tanımasıdır.

Tarot, spritüal çalışmalar veya farkındalık uygulamaları benim için kişinin yerine karar veren araçlar değil; kişinin kendisine farklı bir açıdan bakmasını sağlayan aynalardır.

En önemli denge de burada ortaya çıkıyor: İnsana umut verirken gerçeklikten kopmamak.

“Beni bu noktaya taşıyan en önemli özelliklerim direncim, mücadele gücüm ve vazgeçmeyen yapım oldu” diyorsunuz. Pek çok kez yıkılıp her defasında yeniden ayağa kalkabilmenin sırrı nedir? Kırıldığınız o anlarda içsel pusulanızı yeniden nasıl doğrulttunuz?

Sanırım benim en büyük özelliğim, düştüğüm yerde uzun süre kalmamam.

Elbette benim de kırıldığım, ağladığım, “Artık yapamıyorum” dediğim zamanlar oldu. Güçlü olmak hiç kırılmamak değildir. Güçlü olmak, kırıldığında kendini yeniden toparlayabilmektir.

Ben hayatım boyunca her kaybı, her hayal kırıklığını ve her zorluğu bir öğretmene dönüştürmeye çalıştım.

Bazen yeniden başlamak zorunda kaldım. Bazen elimde hiçbir şey yokmuş gibi hissettim. Ama içimde hep bir ses vardı: “Buradan da çıkacaksın.”

O ses benim içsel pusulam oldu.

Bir de şunu öğrendim: İnsan herkesi kurtaramaz, her şeyi kontrol edemez. Bazen yapmamız gereken tek şey, kendi hayatımızın sorumluluğunu yeniden elimize almaktır.

Benim için mücadele etmek, hayatla savaşmak değil; hayatın karşısında kendi gücümü hatırlamak demek.

Bugün bireysel seanslar, eğitimler ve mini atölyelerle insanların hayatlarına dokunuyorsunuz. Düzenlediğiniz bu atölye ve seanslarda danışanlarınıza rehberlik ederken odaklandığınız temel eşik ve oluşturmaya çalıştığınız farkındalık nedir?

Benim en büyük hedefim kişinin kendi hayatındaki gücü fark etmesi.

Bir danışanın bana gelip bütün cevapları benden almasını istemiyorum. Tam tersine, seansın sonunda kendi cevaplarını daha net duyabilmesini istiyorum.

Bazen kişi değersizlik duygusuyla geliyor. Bazen ilişkilerinde sürekli aynı döngüyü yaşıyor. Bazen para konusunda kendisini sıkışmış hissediyor. Bazen hayatında sürekli aynı insanların, aynı olayların tekrar ettiğini düşünüyor.

Ben önce o döngünün nereden geldiğine bakmayı önemsiyorum.

Çünkü farkındalık olmadan değişim kalıcı olmuyor.

Atölyelerimde de kişinin sadece bilgi edinmesini değil, kendisiyle temas kurmasını hedefliyorum. İnsan kendi hikâyesini değiştirebileceğine inandığı anda dönüşüm başlıyor.

“Her insanın hikâyesi özeldir. Çünkü insanı değiştiren şey dışarıdan gelen bir mucize değil, içinde fark ettiği küçücük bir güçtür” cümleniz çok kıymetli. Bir insanın dışarıda aradığı o mucizeyi kendi içinde bulmasına ve öz şefkatini uyandırmasına nasıl eşlik ediyorsunuz?

Öncelikle ona şunu hatırlatıyorum:

“Sen bozuk değilsin. Sadece çok yorulmuş olabilirsin.”

Bence insanların kendilerine karşı bu kadar acımasız olmalarının en büyük nedenlerinden biri, geçmişte yaşadıkları olayları kişiliklerinin bir parçası sanmaları.

Bir insan terk edilmiş olabilir ama bu onun terk edilmeye değer olduğu anlamına gelmez.

Bir insan başarısız olmuş olabilir ama bu onun başarısız biri olduğu anlamına gelmez.

Bir insan maddi zorluk yaşamış olabilir ama bu onun bereketsiz olduğu anlamına gelmez.

Bazen hayatımızda yaşadığımız bir olayla kendimiz hakkında verdiğimiz hükmü birbirinden ayırmamız gerekiyor.

Ben danışanlarıma kendilerini değiştirmeden önce kendilerini anlamalarını söylüyorum.

Çünkü öz şefkat, kendine acımak değildir. Kendine yeniden insan gibi davranabilmektir.

Mucize dediğimiz şey de çoğu zaman tam burada başlıyor. İnsan kendisini kurtarabilecek kişinin yine kendisi olduğunu fark ediyor.

Danışanlarınızın kendi iç dünyalarını keşfetme süreçlerine tanıklık etmek, onların kendi yollarını bulmalarına ışık tutmak bir eğitmen olarak sizin ruhsal dünyanızı ve yaşam amacınızı nasıl besliyor?

Bir insanın hayatında küçücük de olsa bir fark yaratabilmek benim için çok kıymetli.

Bazen bir danışan seansın başında başka bir ruh haliyle gelir, sonunda gözlerinde farklı bir ışık görürsünüz. Bazen tek bir cümle, kişinin uzun zamandır taşıdığı bir yükü fark etmesine yardımcı olur.

Benim için en büyük ödül, danışanın bir süre sonra “Artık kendi kararımı kendim verebiliyorum” demesidir.

Çünkü benim amacım kendime bağımlı insanlar oluşturmak değil; kendi gücünü bilen insanlar yetiştirmek.

Eğitmenlik tarafım da buradan besleniyor. Bildiklerimi paylaşmayı, insanlara yeni pencereler açmayı seviyorum.

Benim hayatımda yaşadığım zorlukların bir anlamı varsa, o da belki bugün başka birinin karanlığında küçük bir ışık olabilmek.

Son olarak; “Yıkıldım, yeniden ayağa kalktım. Kaybettim, yeniden başladım” diyen güçlü bir kadın ve rehber olarak; Satır Arası masamızdan, hayatın çıkmazlarında kaybolmuş hisseden, kendi kışında bir umut ışığı arayan tüm okurlarımıza bırakacağınız o nihai “Sonrası Bahar” mesajınız ne olur?

Öncelikle şunu söylemek isterim:

Hayatınızın kışı geldi diye baharın bir daha gelmeyeceğini düşünmeyin.

Ben bunu kendi hayatımda defalarca gördüm.

Bazen her şey bitti sandığınız anda aslında yeni bir hayatın temelleri atılıyor olabilir.

Kaybettiğiniz şey sizin sonunuz değildir.

Bir ilişkinin bitmesi, bir işin kaybedilmesi, maddi sıkıntılar yaşamanız, hayal kırıklığına uğramanız ya da insanların sizi yarı yolda bırakması sizin değerinizi belirlemez.

İnsan bazen yeniden başlamak için önce eski hayatının yıkıntılarının arasından çıkmak zorunda kalıyor.

Ben de düştüm.

Kırıldım.

Kaybettim.

Çok kez yeniden başlamak zorunda kaldım.

Ama her defasında kendime şunu söyledim:

“Ben hâlâ buradayım.”

Ve bazen insanın yeniden başlaması için gereken tek şey budur.

Hâlâ buradaysanız, hâlâ nefes alıyorsanız, hâlâ içinizde küçücük bir umut varsa hikâyeniz bitmemiştir.

Kendinize inanın. Kendinizi küçümsemeyin. Geçmişinizden utanmayın. Yaralarınızı saklamak zorunda değilsiniz.

Çünkü bazen en güçlü ışığımız, en karanlık gecelerimizden doğar.

Ve unutmayın:

Her kışın bir baharı vardır.

Bugün hayatınız kış olabilir. Ama siz toprağın altında kök salıyor olabilirsiniz.

Sabredin, kendinize sahip çıkın, emek verin, Yaradan’a güvenin ve yürümeye devam edin.

Çünkü ben şuna inanıyorum:

Yıkıldığınız yer, yeniden yükseleceğiniz yer olabilir.

Ve hayat bazen bütün kapıları kapattığında, size kendi kapınızı açmayı öğretir.

Sonrası bahar…

Yeter ki kendinizden vazgeçmeyin. Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda bu hafta; zorlukların içinden damıtılmış bir iradeyle kendi yolunu çizen, psikoloji ve spritüal farkındalığı birleştirerek insanların kendi içlerindeki cevheri bulmalarına vesile olan Değerli Eğitmen ve Spritüal Danışman Süreyya Suzi Gökçay’ın ilham dolu yolculuğuna konuk olduk. Gördük ki; insan kendi kırıklarından sızan ışığa güvendiğinde ve içindeki o saklı kudreti fark ettiğinde hiçbir fırtına kalıcı değildir. Mücadele samimi, inanç kavi ve niyet sâfi olduğunda… Sonrası Bahar.

Bu Yazıyı Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir