İşi Bilmek Yönetici Yapar, İnsanı Bilmek Lider

Emrah ÇAY

Yönetici işi yönetir, lider insan kazanır. Başarının sırrı ise ikisini aynı duruşta buluşturabilmektir.

Emrah ÇAY | Mizan Medya Köşe Yazısı

Geçen hafta “Biz zaferden değil, seferden sorumluyuz.” demiştik.

Peki bir sefer tek başına mı kazanılır?

Hedef büyükse çoğu zaman hayır.

Bir noktadan sonra bireysel gayretin yanına ekip, ekibin başına yönetim, yönetimin merkezine de liderlik koymak gerekir.

Çünkü iyi insanlardan oluşan bir ekip her zaman iyi bir takım değildir.

Aynı çatı altında bulunmak ekip olmak için yetmez. Aynı hedefe inanmak, birbirine güvenmek, doğru iletişim kurmak ve gerektiğinde birbirinin eksiğini tamamlamak gerekir.

İşte burada yöneticilik ile liderlik arasındaki fark başlar.

İşi Bilmek Yetiyor mu?

Bir insan yaptığı işi çok iyi bilebilir.

Ürünü tanıyabilir, sistemi çözebilir, rakamlara hâkim olabilir, yılların mesleki tecrübesine sahip olabilir.

Bunların hepsi kıymetlidir.

Ama bütün bunlar tek başına iyi bir lider olmaya yeter mi?

Bence yetmez.

Çünkü işi bilmek başka, insanı bilmek başka bir meziyettir.

Mesleki bilgi sonradan öğrenilebilir. Teknik eksikler eğitimle tamamlanabilir. İş tecrübesi zaman içerisinde kazanılabilir.

Fakat insan yönetmek yalnızca prosedür öğrenerek kazanılan bir yetkinlik değildir.

Orada hayat tecrübesi gerekir.

Sosyolojik birikim gerekir.

İletişim gerekir.

Duruş gerekir.

Karakter gerekir.

Ve belki hepsinden önemlisi, insanı okuyabilmek gerekir.

Çünkü karşınızda yalnızca “personel” yoktur.

Hayalleri, korkuları, sorunları, güçlü ve zayıf tarafları olan insanlar vardır.

Birinin motivasyonu takdirle yükselir, diğerininki sorumluluk verilince.

Biri zorlandığında desteğe ihtiyaç duyar, diğeri kendisine alan açıldığında güçlenir.

İyi lider herkese aynı davranan değil; adaleti bozmadan, herkese nasıl yaklaşması gerektiğini bilen kişidir.

Makam Yetki Verir, Liderlik Güven Kazandırır

Yönetici olduğunuzda size bir unvan verilebilir.

Masa verilebilir.

Yetki verilebilir.

İmza hakkı verilebilir.

Ama liderlik bunların hiçbiriyle birlikte otomatik olarak gelmez.

Çünkü makam insanları size bağlı çalıştırabilir; fakat size inandıramaz.

Yetki itaat sağlayabilir, güven ise aidiyet oluşturur.

Aradaki fark çok büyüktür.

Bir ekip yalnızca yöneticisi istediği için çalışıyorsa, yöneticinin olmadığı yerde tempo düşebilir.

Ama insanlar ortak hedefe inanıyorsa, birbirlerine güveniyorsa ve liderlerinin duruşuna inanıyorsa; o ekip denetlenmediğinde de sorumluluk alır.

İşte o noktada çalışanlar topluluğu, takıma dönüşmeye başlar.

Yönetici İşi Yönetir, Lider İnsan Kazanır

Ben yöneticilik ile liderliği birbirinin karşıtı olarak görmüyorum.

Aksine, gerçek başarının ikisine de ihtiyacı olduğuna inanıyorum.

Yönetici;

hedef koyar, plan yapar, görev dağıtır, sonuçları ölçer.

Lider ise;

insanları o hedefe inandırır, güven oluşturur, motivasyonu canlı tutar ve zor zamanlarda ekibinin önünde durur.

Biri sistem kurar.

Diğeri o sisteme ruh verir.

Sadece liderlik olup yönetim olmazsa iyi niyet vardır ama düzen bozulabilir.

Sadece yönetim olup liderlik olmazsa düzen vardır ama insan kaybedilebilir.

Bu nedenle benim için mesele “Yönetici mi, lider mi?” değildir.

Asıl mesele:

İkisini aynı karakterde buluşturabilmek.

Başarılı Takımların Görünmeyen Gücü: Sinerji

Bir ekipte beş başarılı insan olması, o ekibin beş kat başarılı olacağı anlamına gelmez.

Hatta yanlış iletişim, ego, güvensizlik ve belirsiz hedefler varsa beş güçlü insan birbirinin enerjisini dahi tüketebilir.

Ama doğru liderlik altında aynı insanlar birbirlerinin gücünü büyütebilir.

İşte buna sinerji diyoruz.

Benim için sinerji, insanların yan yana gelmesi değildir.

Birbirlerinin gücüne güç katabilmesidir.

Biri düştüğünde diğerinin kaldırmasıdır.

Birinin bilmediğini diğerinin öğretmesidir.

Başarı geldiğinde “Ben yaptım.” değil, “Biz başardık.” diyebilmektir.

Çünkü güçlü ekiplerde başarı paylaşılır, sorumluluk ise başkasının üzerine bırakılmaz.

Lider Asıl Krizde Belli Olur

Her şey yolundayken yönetmek kolaydır.

Satışlar iyidir.

Hedefler tutuyordur.

Ekip mutludur.

Sorun yoktur.

Asıl liderlik, işler planlandığı gibi gitmediğinde ortaya çıkar.

Bir kriz yaşandığında…

Hedef geride kaldığında…

Ekip motivasyonunu kaybettiğinde…

Bir hata yapıldığında…

İşte o an liderin bilgisi kadar karakteri ve soğukkanlılığı devreye girer.

Panik mi oluşturacak, güven mi?

Suçlu mu arayacak, çözüm mü?

Ekibinin arkasına mı saklanacak, önüne mi geçecek?

Başarıyı kendisine, başarısızlığı çalışanlarına mı yazacak?

Yoksa başarının alkışını ekibine bırakıp sorumluluğun yükünü önce kendisi mi taşıyacak?

Bana göre liderliğin gerçek sınavı tam da budur.

İyi havada kaptan çoktur; kaptan, fırtınada belli olur.

Motivasyon Konuşmak Değil, Anlam Oluşturmaktır

Motivasyonu da bazen yanlış anlıyoruz.

Sürekli yüksek sesle “Başaracağız!” demek motivasyon değildir.

İnsan, neden mücadele ettiğini bilmiyorsa sloganların ömrü kısadır.

Gerçek motivasyon;

insanın emeğinin görüldüğünü hissetmesi,

başarısının takdir edilmesi,

hatasında aşağılanmak yerine geliştirilmesi,

fikrinin dinlenmesi,

kendisine güvenildiğini bilmesi

ve yaptığı işin ortak hedefteki yerini görebilmesidir.

Lider insanlara yalnızca ne yapacaklarını söylemez.

Onlara neden yaptıklarını da anlatır.

Çünkü emir hareket ettirebilir.

Ama anlam, insanı yola bağlar.

Hedef Yetmez, Yol Haritası Gerekir

“Bu ay başarılı olacağız.”

Güzel.

Nasıl?

“Büyüyeceğiz.”

Peki hangi adımlarla?

“Hedefimizi tutturacağız.”

Kim, neyi, ne zamana kadar yapacak?

İyi yönetim burada devreye girer.

Bir hedef ölçülebilir değilse temenniden ibaret kalabilir.

Bu nedenle lider vizyonu ortaya koyarken yönetici tarafı o vizyonu yol haritasına dönüştürmelidir.

Neredeyiz?

Nereye gidiyoruz?

Önümüzdeki engeller neler?

Kim hangi sorumluluğu alacak?

Başarıyı neyle ölçeceğiz?

Plan işlemezse B planımız ne?

Ekip bu soruların cevabını bilmeli.

Çünkü belirsizlik motivasyonu tüketir; netlik ise güven üretir.

Duruş Her Şeyden Önce Gelir

Bir yöneticinin söylediği sözlerden önce ekibinin baktığı başka bir şey vardır:

Davranışı.

Adaletten bahsedip adaletsiz davranıyorsanız…

Disiplin isteyip kendiniz disiplinsizseniz…

Saygı bekleyip insanlara saygı göstermiyorsanız…

Takım ruhundan söz edip başarıyı kendinize yazıyorsanız…

Söylediklerinizin hiçbir önemi kalmaz.

Çünkü liderlik en çok konuşarak değil, örnek olarak yapılır.

İnsanlar söylediklerinizi unutabilir.

Ama zor zamanda nasıl davrandığınızı kolay kolay unutmaz.

Duruş tam da budur.

Kimse bakmazken de aynı insan olabilmek.

Sonuçta Mesele İnsandır

Teknoloji değişir.

Sistemler değişir.

Ürünler değişir.

Pazar değişir.

Bugün bildiğimiz birçok mesleki bilgi birkaç yıl sonra eskiyebilir.

Hepsi yeniden öğrenilebilir.

Ama insanın insana ihtiyacı değişmez.

Güvenin değeri değişmez.

Adaletin değeri değişmez.

İletişimin değeri değişmez.

Karakterin değeri hiç değişmez.

Bu nedenle iyi bir yöneticinin mesleki bilgisini küçümsemem; aksine gerekli görürüm.

Ama iyi bir liderin yalnızca iş tecrübesine değil, hayat ve insan tecrübesine de ihtiyacı olduğuna inanırım.

Çünkü;

İşi bilmek yönetici yapar.
İnsanı bilmek lider yapar.

Yönetici işi yönetir.

Lider insan kazanır.

Yönetici hedefi gösterir.

Lider o hedefe birlikte yürünecek bir anlam kazandırır.

Ve gerçek başarı?

Ne yalnızca iyi yönetimde ne de yalnızca güçlü liderliktedir.

Başarının sırrı, ikisini aynı duruşta buluşturabilmektir.

Geçen hafta söylediğimiz gibi biz zaferden değil, seferden sorumluyuz.

Bu hafta buna bir cümle daha ekleyelim:

Seferin hakkını iyi bir ekip verir; o ekibi zafere taşıyan ise güven veren bir liderlik, doğru bir yönetim ve ortak bir inançtır.

Çünkü bazen başarının formülü sandığımızdan daha sadedir:

Doğru hedef. Doğru yol. Doğru ekip. Doğru iletişim. Sağlam karakter.

Bunlar bir araya geldiğinde başarı artık yalnızca bir kişinin zaferi değildir.

Birlikte yazılmış bir hikâyedir.

Emrah ÇAY
Köşe Yazarı | Mizan Medya

Bu Yazıyı Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir