Güven Bir Günde Kurulmaz, Bir Cümlede Yıkılır

Emrah ÇAY

İnsanlar söylediklerinize değil, söylediklerinizle yaptıklarınızın birbirine ne kadar benzediğine inanır.

Emrah ÇAY | Mizan Medya Köşe Yazısı

Güven…

Hayatımızın belki de en çok kullandığımız ama en az düşündüğümüz kelimelerinden biri.

“Güveniyorum.”

“Güvenmiyorum.”

“Bana güven.”

“Güvenilir insan.”

Peki güven gerçekten nedir?

Bir insana güvenmek, onun hiç hata yapmayacağına inanmak mıdır?

Yoksa hata yaptığında bile nasıl davranacağını bilmek midir?

Bence güven, kusursuz insanlara duyulan inanç değildir.

Tutarlı insanlara duyulan inançtır.

Çünkü insan hata yapabilir.

Yanılabilir.

Eksik kalabilir.

Sözünü tutamayabilir.

Ama güvenilir insanın farkı, hata yaptığında saklanmaması; sorumluluğunu alabilmesidir.

Güven Söylenmez, Biriktirilir

Güven bir konuşmayla kurulmaz.

Bir günde oluşmaz.

Bir toplantıda verilmez.

Bir sözle satın alınmaz.

Güven, küçük davranışların zaman içerisinde üst üste birikmesidir.

Verdiğin sözü tutmak…

Kimse görmezken de doğruyu yapmak…

Emanete sahip çıkmak…

İhtiyaç olduğunda yanında olmak…

Başkasının başarısını kıskanmamak…

Hata yaptığında “Ben yaptım.” diyebilmek…

Ve en önemlisi;

İnsanların yüzüne söylediğinle, arkalarından söylediğinin aynı olması.

İşte güven biraz da budur.

İnsanlar Sözünüzü Değil, Duruşunuzu Hatırlar

Bir yöneticinin çok güzel konuşması, onu iyi bir yönetici yapmaz.

Bir liderin sürekli motivasyon cümleleri kurması, insanlarda güven oluşturmaz.

Çünkü insanlar zamanla kelimelerden çok davranışları okumaya başlar.

“Adalet benim için önemlidir.” diyebilirsiniz.

Peki karar verirken adil misiniz?

“Ekip benim için değerlidir.” diyebilirsiniz.

Peki işler kötü gittiğinde ekibinizin arkasında duruyor musunuz?

“Başarı hepimizin.” diyebilirsiniz.

Peki alkış geldiğinde gerçekten paylaşabiliyor musunuz?

İşte insanları ikna eden cümleler değil, cümlelerinizin arkasındaki davranışlardır.

Çünkü güvenin dili sessizdir.

Kendini anlatmaz.

Kendini gösterir.

Güvenin En Büyük Düşmanı: Tutarsızlık

İnsan her şeyi affetmeyebilir.

Ama çoğu zaman bir insanın ne yapacağını bilmek ister.

Bugün başka, yarın başka davranan…

Birine başka, diğerine başka konuşan…

İşine geldiğinde prensiplerini değiştiren…

Söylediğiyle yaptığı birbirini tutmayan insanlar, farkında olmadan güven kaybeder.

Çünkü insanın zihninde şu soru oluşur:

“Yarın bana karşı nasıl davranacak?”

İşte güvenin kırıldığı yer tam olarak burasıdır.

Belirsizlik.

İnsan bazen kötü bir gerçekle bile yaşayabilir.

Ama sürekli değişen bir davranışın içinde kendini güvende hissedemez.

Güven Kırılınca Her Şey Eski Hâline Dönmez

Bir bardak kırıldığında yapıştırabilirsiniz.

Ama çatlak oradadır.

Güven de böyledir.

Kırılan güven yeniden kurulabilir.

Fakat eskisinden daha fazla emek ister.

“Bana tekrar güven.” demek yetmez.

Çünkü güven kaybedildiğinde sözlerin değeri azalır.

Bu kez davranışlar konuşmalıdır.

Zaman konuşmalıdır.

Sabır konuşmalıdır.

Tutarlılık konuşmalıdır.

Ve belki de en önemlisi, karşı tarafın yeniden güvenmeye hazır olması beklenmelidir.

Çünkü güven talep edilemez.

Hak edilir.

Güven Varsa İnsan Kendisi Olabilir

Bir ekipte güven varsa insanlar soru sormaktan korkmaz.

Hata yaptığında saklamaz.

Fikrini söylemekten çekinmez.

Yeni bir şey denemeye daha fazla cesaret eder.

Çünkü bilir ki:

“Yanlış yaparsam beni yok saymayacaklar.”

İşte gerçek ekip kültürü burada oluşur.

Korkuyla çalışan insanlar yalnızca görevlerini tamamlar.

Güvenle çalışan insanlar sorumluluk alır.

Aradaki fark çok büyüktür.

Birinde çalışan vardır.

Diğerinde aidiyet vardır.

Güven Sadece İş Hayatının Meselesi Değildir

Bir evde güven varsa insanlar kendilerini saklamaz.

Bir dostlukta güven varsa suskunluk bile yanlış anlaşılmaz.

Bir ilişkide güven varsa insan sürekli kendini kanıtlamak zorunda kalmaz.

Bir toplumda güven varsa insanlar birbirinden korkmadan yaşayabilir.

Aslında güven, hayatın görünmeyen altyapısıdır.

Yolları, binaları, şirketleri, kurumları görebiliriz.

Ama toplumları ayakta tutan görünmeyen kolonlardan biri güvendir.

Güven azaldığında insanlar birbirinden uzaklaşır.

Şüphe çoğalır.

İletişim bozulur.

İş birliği zayıflar.

Herkes kendi güvenli alanına çekilir.

Ve sonunda insanlar aynı yerde yaşayıp birbirlerine yabancılaşabilir.

Peki Güvenilir Bir İnsan Olmak Ne Demek?

Bence cevabı oldukça sade:

Söylediğinin arkasında durmak.

Ama sadece güzel günlerde değil.

Zor günlerde de.

Kimse seni alkışlamazken de.

İşine gelmediğinde de.

Güç elindeyken de.

Güçsüzken de.

Çünkü karakter, insanın rahat olduğu zamanda değil; çıkarıyla doğrusu karşı karşıya geldiğinde ortaya çıkar.

O anda verdiği karar, kim olduğunu anlatır.

Belki de hepimizin zaman zaman kendimize sorması gereken bir soru var:

“İnsanlar bana güveniyor mu?”

Ama bundan daha önemlisi:

“Ben güvenilecek biri olmak için ne yapıyorum?”

Çünkü güven beklemek kolaydır.

Güven vermek emek ister.

Güven istemek kolaydır.

Güvenilir olmak karakter ister.

Ve hayatın garip bir dengesi vardır:

Bir insanın güvenini kazanmak bazen yıllar sürer.

Kaybetmek ise birkaç saniye.

Bir sözle…

Bir yalanla…

Bir ihanetle…

Bir tutarsızlıkla…

Bir vurdumduymazlıkla…

Fakat güzel tarafı şudur:

Güven kaybedilebilir ama yeniden inşa edilebilir.

Yeter ki insan, önce kendisine karşı dürüst olsun.

Çünkü başkalarını kandırmak belki mümkündür.

Kendinle kurduğun ilişkiyi kandırmak mümkün değildir.

Ve belki de güvenin en gerçek tanımı şudur:

İnsanların seni, sen yanlarında yokken de aynı kişi olarak bilmesidir.

Çünkü gerçek karakter, insanlar seni izlerken değil;

kimse bakmazken verdiğin kararlarda ortaya çıkar.

Güven bir söz değildir.

Bir duruştur.

Bir davranıştır.

Bir karakter meselesidir.

Ve unutmayalım:

**Güven bir günde kurulmaz.

Ama bazen bir cümlede yıkılır.**

Emrah ÇAY
Köşe Yazarı | Mizan Medya

Bu Yazıyı Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir