Biz Zaferden Değil, Seferden Sorumluyuz.

Emrah ÇAY

“Zaferi istemek yetmez; insan önce çıktığı seferin hakkını vermelidir.”

Emrah ÇAY | Mizan Medya Köşe Yazısı

Hayatta hepimizin bir hedefi var.

Kiminin hedefi iyi bir kariyer, kimininki kurduğu işi büyütmek, kimininki ailesine daha güzel bir gelecek hazırlamak… Kimi bir makamın, kimi bir eserin, kimi yıllardır içinde taşıdığı bir hayalin peşinde.

Hedeflerimiz farklı olsa da hepimizin duymak istediği kelime aynı:

Başarmak.

Fakat başarı üzerine çok konuşurken, başarının öncesinde verilmesi gereken mücadeleyi zaman zaman unutuyoruz.

Zaferi istiyoruz ama seferin zahmetini ne kadar göze alıyoruz?

Sonuca ulaşmak istiyoruz ama o sonucun gerektirdiği bedeli ödemeye ne kadar hazırız?

İşte tam burada benim hayata bakışımı özetleyen bir düşünce var:

Biz zaferden değil, seferden sorumluyuz.

Çünkü zafer her zaman bizim elimizde değildir.

Ama sefere çıkmak bizim elimizdedir.

Hazırlanmak bizim elimizdedir.

Çalışmak, öğrenmek, mücadele etmek, düştüğümüzde yeniden ayağa kalkmak bizim elimizdedir.

Ve en önemlisi, çıktığımız seferin hakkını vermek bizim elimizdedir.

“Elimden Geleni Yaptım” Her Zaman Yeterli mi?

Hayatta çok sık kullandığımız bir cümle vardır:

“Elimden geleni yaptım.”

İlk bakışta son derece masum bir cümledir.

Fakat bazen kendimize sormamız gereken daha zor bir soru vardır:

Gerçekten elimizden geleni mi yaptık, yoksa yapmaya razı olduğumuz kadarını mı yaptık?

İkisi arasında büyük fark var.

Çünkü önemli bir hedefe yürürken mesele yalnızca elinden geleni yapmak değildir.

Bazen ne gerekiyorsa onu yapmak gerekir.

Bir kapı açılmadıysa başka bir kapıyı çalmak…

Bilgin yetmiyorsa öğrenmek…

Eksiksen kendini geliştirmek…

Düştüysen kalkmak…

Yanlış yaptıysan kabul edip düzeltmek…

Bir yöntem sonuç vermiyorsa aynı şeyi yüz kere tekrarlamak yerine yöntemi değiştirmek…

Yorulduğunda biraz dinlenmek ama vazgeçmemek…

Çünkü hedef ciddi ise gayret de ciddi olmak zorundadır.

İnsan bazen istediği sonuca ulaşamadığında kaderi, şartları, insanları veya imkânsızlıkları suçlamaya çok yatkın oluyor.

Elbette hayatın bizim kontrolümüzde olmayan tarafları var.

Her isteyen kazanamıyor.

Her çalışan aynı sonuca ulaşamıyor.

Her doğru adımın karşılığı hemen alınmıyor.

Ama bunların hiçbiri insanın kendi sorumluluğunu ortadan kaldırmıyor.

Kader Var; Ama Gayret de Var

Kader kavramı bazen yanlış anlaşılıyor.

Sanki hiçbir şey yapmadan beklemek, sonra ortaya çıkan sonucu kabullenmek kader anlayışıymış gibi…

Ben böyle düşünmüyorum.

Kaderin ne getireceğini bilemeyiz.

Ama ona nasıl hazırlanacağımızı seçebiliriz.

Yağmurun yağıp yağmayacağını belirleyemeyiz; fakat tarlayı sürüp tohumu ekmek bizim elimizdedir.

Rüzgârın hangi yönden eseceğini belirleyemeyiz; fakat yelkenimizi ona göre açmayı öğrenebiliriz.

Karşımıza hangi fırsatın çıkacağını bilemeyiz; fakat o fırsat geldiğinde hazır olup olmayacağımız büyük ölçüde bize bağlıdır.

İşte bu yüzden çok sevdiğim bir ifade var:

Kader gayrete âşıktır.

Bu sözü, “Çalışan herkes mutlaka istediği sonucu alır.” şeklinde anlamıyorum.

Hayat böyle bir matematik değil.

Benim anladığım şu:

İnsan kendi üzerine düşeni yapmadan kaderden güzel bir sonuç beklememelidir.

Çünkü tevekkül, hiçbir şey yapmadan beklemek değildir.

Önce tedbirini almak, emeğini vermek, mücadele etmek; sonra sonucu kabullenebilmektir.

Zafer Bazen Sandığımız Şey Değildir

Bir başka yanılgımız da zaferi yalnızca istediğimiz sonuca ulaşmak sanmamızdır.

Oysa insan bazen hedeflediği yere ulaşamaz ama çıktığı yolculukta bambaşka bir insan olur.

Daha güçlü…

Daha bilgili…

Daha sabırlı…

Daha tecrübeli…

Daha olgun…

O zaman gerçekten kaybetmiş midir?

Bazen kazanamadığımız bir mücadele bize, kazandığımız onlarca mücadeleden daha fazla şey öğretir.

Bazen kapanan bir kapı bizi başka bir yola yönlendirir.

Bazen “olmadı” dediğimiz şey, yıllar sonra dönüp baktığımızda “İyi ki olmamış.” dediğimiz bir kırılma noktası hâline gelir.

Bu nedenle başarıyı yalnızca sonuç üzerinden değerlendirmek eksik kalır.

Asıl soru şudur:

O yolda kim oldun?

Hedefine yürürken karakterinden vazgeçtin mi?

Kolay olanı mı seçtin, doğru olanı mı?

Başarabilmek için başkalarının hakkına girdin mi?

Yoksa sonuç ne olursa olsun başını yastığa koyduğunda vicdanın rahat mıydı?

Çünkü bana göre her zafer başarı değildir.

İnsanın kendisini kaybederek kazandığı bir mücadele, dışarıdan zafer gibi görünse bile içinde büyük bir mağlubiyet taşıyabilir.

Bahane ile Engel Aynı Şey Değildir

Elbette herkesin şartları aynı değil.

Birinin önündeki yol dümdüzken diğerinin yolu taşlarla dolu olabilir.

Birinin imkânı vardır, diğerinin yoktur.

Birinin yanında onu destekleyen insanlar vardır; bir başkası tek başına mücadele eder.

Bunları yok saymak doğru olmaz.

Fakat engellerin varlığını kabul etmek başka, onları hayat boyu mazerete dönüştürmek başkadır.

İnsan bazen önündeki engeli kaldıramaz.

O zaman etrafından dolaşır.

Etrafından dolaşamıyorsa üzerinden geçmenin yolunu arar.

Bunu da yapamıyorsa belki başka bir güzergâh çizer.

Ama hedef gerçekten önemliyse ilk engelde dönüp gitmez.

Çünkü bazı yollar yürüyene açılır.

Bazı cevaplar arayana gelir.

Bazı fırsatlar ise yalnızca yeterince uzun süre mücadelede kalanların karşısına çıkar.

Kimse Görmediğinde de Çalışabiliyor musun?

Gerçek gayretin önemli bir ölçüsü olduğunu düşünüyorum:

Kimse seni alkışlamadığında da devam edebiliyor musun?

Çünkü başlangıçlarda herkes heyecanlıdır.

Yeni bir iş…

Yeni bir proje…

Yeni bir hedef…

İlk günlerde enerji yüksektir.

Asıl mesele, heyecan azaldığında başlar.

Kimse seni takdir etmediğinde…

Sonuçlar geciktiğinde…

Çevrendekiler “Olmaz.” dediğinde…

Defalarca denediğin hâlde istediğin karşılığı alamadığında…

İşte sefer tam orada başlar.

Başarı çoğu zaman insanların gördüğü büyük anlarda değil, kimsenin görmediği küçük disiplinlerde hazırlanır.

Sabah biraz daha erken kalkmakta…

Bir saat daha çalışmakta…

Bilmediğini öğrenmekte…

Eksikliğini kabul etmekte…

Bugün olmadıysa yarın yeniden denemekte…

Zaferin fotoğrafını herkes görür.

Ama o fotoğrafın arkasındaki uykusuz geceleri, hayal kırıklıklarını, vazgeçme noktasından dönüşleri çoğu insan bilmez.

Seferini Layıkıyla Yapanın Zaferi

“Biz zaferden değil, seferden sorumluyuz.” derken sonucu önemsiz gördüğüm anlaşılmasın.

Elbette kazanmak isteriz.

Hedef koymamızın sebebi zaten ona ulaşmaktır.

Ama insan bütün ruhunu yalnızca sonuca bağladığında, yolculuğun değerini kaybeder.

Ben şuna inanıyorum:

Seferini layıkıyla yapan insan için zafer, yalnızca varılacak bir nokta olmaktan çıkar.

Çünkü o insan sonuç ne olursa olsun kendisini geliştirmiştir.

Ama çoğu zaman hayatın bir başka gerçeğiyle de karşılaşırız:

Hazırlanan, çalışan, sabreden, hatalarından ders alan, yöntem değiştirmekten korkmayan ve vazgeçmeyen insanın başarı ihtimali de her geçen gün yükselir.

Yani zafer garanti değildir.

Fakat seferin hakkını vermeden zafer beklemek de boş bir temenniden ibarettir.

Sonucu Değil, Sorumluluğunu Düşün

Hayatımızdaki pek çok konuda sonucu kontrol edemiyoruz.

İnsanların bizim hakkımızda ne düşüneceğini kontrol edemeyiz.

Bir başkasının kararını kontrol edemeyiz.

Piyasanın, şartların, zamanın bize ne getireceğini tamamen belirleyemeyiz.

Ama kendi hazırlığımızı kontrol edebiliriz.

Çalışmamızı…

Disiplinimizi…

Ahlakımızı…

Sabrımızı…

Mücadelemizi…

Ve düştüğümüzde yeniden kalkıp kalkmayacağımızı…

Belki de insanın huzuru tam burada başlıyor.

Kontrol edemediği şeylerle savaşmayı bırakıp, sorumlu olduğu şeylere yoğunlaştığında.

Ben hayatta başarıyı biraz böyle görüyorum.

Hedefini koy.

Yola çık.

Hazırlan.

Öğren.

Çalış.

Yanlış yap.

Düzelt.

Düş.

Kalk.

Gerekirse yeniden başla.

Ama bir gün geriye dönüp baktığında kendine şu cümleyi kurabilecek kadar mücadele et:

“Ben bu seferin hakkını verdim.”

Zafer gelir mi?

Bunu hiçbirimiz kesin olarak bilemeyiz.

Belki düşündüğümüz zamanda gelmez.

Belki düşündüğümüz şekilde gelmez.

Belki de bizi bekleyen zafer, başlangıçta hayal ettiğimizden çok farklıdır.

Ama şunu biliyorum:

Hiç sefere çıkmayanın zaferi yalnızca hayaldir.

Yarım gönülle yürüyenin yolu da ilk fırtınada biter.

O nedenle mesele yalnızca istemek değildir.

Bir şeyi gerçekten istiyorsan, elinden geleni yapmakla yetinme; o hedef için yapılması gereken neyse, ahlakından ve değerlerinden taviz vermeden onu yap.

Sonrası mı?

Sonrası nasip.

Çünkü biz zaferden değil, seferden sorumluyuz.

Fakat seferini aklıyla, emeğiyle, sabrıyla, ahlakıyla ve bütün gayretiyle layıkıyla yerine getiren için…

Zafer artık yalnızca bir ihtimal değil, hak edilmiş bir menzile dönüşür.

Ve belki de hayatın değişmeyen sırrı tam burada saklıdır:

Kader vardır; fakat kader, gayrete âşıktır.

Emrah ÇAY
Köşe Yazarı | Mizan Medya

MİZAN MEDYA
Doğru Bilgi • Ölçülü Bakış • Güvenilir Haber

Bu Yazıyı Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir