Sevgili Dostlar,
Hayat dediğimiz yolculuk, bize verilmiş kıymetli bir emanettir. Bu yolculukta bazen sahip olduklarımızla sevinir, bazen de kaybettiklerimizle sınanırız.
Bildiğiniz gibi şu fani hayatta elimizde bulunan veya sahip olduğumuzu düşündüğümüz birçok maddi değer vardır. Evimiz, arabamız, malımız, mülkümüz, eşyalarımız, işimiz ve imkanlarımız…
Fakat zaman her şeyi değiştirebilir. Yangın, sel, deprem, kaza ve daha birçok sebeple sahip olduğumuz maddi varlıklar yıpranabilir, zarar görebilir ve değer kaybedebilir.
Araçlarımızda meydana gelen kazalar, değişen parçalar, yapılan onarımlar veya zamanın etkisi bile onların değerini azaltabilir. Bütün bunlar birer maddi kayıptır.
Bizler bu tür kayıplara karşı tedbirler alırız. Sigortalar yaptırır, güvenceler oluşturur, sahip olduklarımızı korumaya çalışırız. Çünkü biliriz ki dünya hayatında hiçbir şey sonsuza kadar aynı kalmaz.
Ancak insanın bir de görünmeyen değerleri vardır.
İnsan bazen hastalanır, yorulur, üzülür, kırılır ve yaşlanır. Hayatın yükleri zaman zaman ağırlaşır. Fakat insan için en büyük kayıp; kendi özündeki güzellikleri kaybetmesidir.
Sevgisini kaybetmek, güvenini yitirmek, vicdanının sesini duyamamak, merhametten uzaklaşmak… İşte asıl değer kaybı budur.
Çünkü insanı değerli yapan yalnızca sahip oldukları değildir. İnsanın gerçek değeri; ahlakında, vefasında, dürüstlüğünde, merhametinde ve gönül zenginliğinde saklıdır.
İnsan, toplum içinde saygın bir yer edinmek için bir ömür emek verir. Güvenilir olmak, sevilmek, saygı görmek ve onurlu bir hayat sürmek ister. Çünkü bilir ki güven bulmanın yolu, önce güven vermekten geçer.
Makamlar, mevkiler, paralar ve imkanlar hayatın bir parçasıdır. Fakat insanın ruhuna anlam katmayan hiçbir değer, insanı gerçek huzura ulaştıramaz.
İnsanın asıl zenginliği, gönüllerde bıraktığı güzel izlerdir.
Değerli Dostlar,
Hepimizin içinde sevinçler, hüzünler, arzular ve endişeler vardır. Bazen daha fazlasına sahip olma isteği; bizi hırsa, kibire, bencilliğe ve yanlışlara sürükleyebilir.
İnsan bazen doğruyu yanlış zamanda yapar, bazen yanlışı doğru zanneder. Hayatın değişen şartları içinde elindeki imkanları, makamı, parayı veya itibarını kaybedebilir.
Fakat kendimize şu soruyu sormamız gerekir:
Biz elimizden neleri kaybettik değil; gönlümüzden neleri eksilttik?
Bugün belki de en büyük kaybımız, insanî değerlerimizin yavaş yavaş aşınmasıdır.
Dostluklarımız zayıflıyor, ilişkilerimiz çıkarların gölgesinde kalabiliyor. Samimiyet, vefa, saygı, sevgi, dayanışma ve paylaşma gibi güzelliklerimiz zaman zaman yara alıyor.
Bazen insanî acılar bile gösterişin bir parçası hâline gelebiliyor. Bir görüntü, bir beğeni veya bir imaj uğruna insan, kendi özündeki değerlerden uzaklaşabiliyor.
Oysa insan, kendisini başkalarına göstermekten önce kendi gönlüne bakmalıdır.
Çünkü değerlerin kaybolduğu yerde insan da anlam kaybı yaşamaya başlar. Komşuluk, akrabalık, dostluk ve yardımlaşma zayıfladıkça toplumun gönül bağı da zedelenir.
Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey; daha fazlasına sahip olmak değil, sahip olduklarımızın ve sahip olmamız gereken değerlerin kıymetini bilmektir.
Maddi kayıplar telafi edilebilir. Kaybedilen bir malın, mülkün veya imkanın yerine yenisi gelebilir. Fakat kaybedilen güveni, sevgiyi, saygıyı ve insanlığı yeniden kazanmak çok daha zordur.
Eğer üzüleceksek, gerçek üzüntümüz gönüllerimizden eksilen güzellikler için olmalıdır.
Unutmayalım:
İnsan her şeyini kaybetse bile kendini kaybetmemelidir.
Hayat, sahip olduklarımızla değil; insanlığımızı ne kadar koruduğumuzla anlam kazanır.
Gönlümüzde sevgiyi, dilimizde güzel sözü, hayatımızda merhameti çoğaltalım.
Çünkü insanın son nefesini değerli kılan; geride bıraktığı malı değil, bıraktığı güzel izlerdir.
Son nefesi değerli kılalım.







