Roma Tiyatrosu çevresindeki Bizans dönemi nekropolünde bulunan insan kalıntıları, Anadolu’nun salgın hastalık geçmişine ilişkin dikkat çekici bir bulguyu gün yüzüne çıkardı.
Bursa’nın İznik ilçesinde devam eden arkeolojik çalışmalar, bu kez yalnızca antik bir yapının değil, yüzyıllar önce yaşamış insanların sağlık tarihinin de izlerini ortaya çıkardı.
İznik Roma Tiyatrosu’nun güneyinde yürütülen kazılarda, Bizans döneminde nekropol olarak kullanıldığı değerlendirilen alanda yetişkin kadın, erkek ve çocuklara ait yaklaşık 20 bireyin iskelet kalıntıları bulundu.
Kazı Başkanı Prof. Dr. Aygün Ekin Meriç’in verdiği bilgiye göre, bölgeden daha önce çıkarılan kemikler üzerinde gerçekleştirilen incelemelerde Anadolu’daki en erken veba örneğine ilişkin bulguya rastlandı.
Roma Tiyatrosu, Yüzyıllar İçinde Başka Bir Dünyaya Dönüşmüş
İznik Roma Tiyatrosu’ndaki arkeolojik çalışmaların geçmişi 1980’li yıllara kadar uzanıyor. Kazılar 2016’dan bu yana Dokuz Eylül Üniversitesi ekibi tarafından sürdürülüyor.
2026 yılı kazı sezonunda çalışmalar özellikle tiyatronun güneyindeki alanda yoğunlaştırıldı. Temmuz ayından itibaren ortaya çıkarılan yaklaşık 20 iskelet, bölgenin özellikle Bizans döneminde bireysel gömüler için kullanıldığını gösteriyor.
Ancak alanın hikâyesi mezarlıkla da sınırlı değil.
Kazılar, Roma dönemindeki özgün işlevini kaybettikten sonra tiyatro ve çevresinin farklı dönemlerde dini yapılar, kiliseler, nekropoller ve çini fırınları gibi farklı amaçlarla kullanıldığını ortaya koyuyor. Tiyatronun ana bölümleri ise kazı ve restorasyon çalışmalarının ardından 2024 yılında ziyarete açılmıştı.
Mezarların Düzeni Dönemin Yaşam Kültürünü Anlatıyor
Arkeologların tespitlerine göre mezarlar yüzeyin yaklaşık bir metre altında bulunuyor.
Bazı mezarlar üst üste gelirken bazıları tek başına yer alıyor. Bireylerin genel olarak doğuya bakacak şekilde ve elleri karınlarının üzerinde gömülmüş olması ise dönemin Hristiyan defin gelenekleriyle uyumlu değerlendiriliyor.
Mezarlarda çok sayıda eşya bulunmaması da dikkat çekiyor. Kazılarda boncukların yanı sıra yüzük taşı, sikke ve seramik gibi çeşitli buluntular kayıt altına alındı.
Asıl Dikkat Çeken Bulgu: Vebanın Anadolu’daki Eski İzleri
Kazının bilim dünyası açısından en dikkat çekici taraflarından biri ise insan kalıntılarının hastalık tarihi hakkında taşıdığı bilgiler.
Prof. Dr. Aygün Ekin Meriç, alandaki kemikler üzerinde daha önce gerçekleştirilen incelemelerde Anadolu’daki en erken veba örneğine rastlandığını belirtiyor.
Bu noktada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor:
Yeni kazılarda bulunan yaklaşık 20 kişinin tamamında veba tespit edildiği açıklanmış değil. Bulgular, aynı nekropol alanındaki kemikler üzerinde daha önce gerçekleştirilen bilimsel incelemelere dayanıyor. Dolayısıyla araştırmalar ilerledikçe vebanın tarihlendirilmesi, yayılımı ve söz konusu topluluk üzerindeki etkileri konusunda daha ayrıntılı sonuçların ortaya çıkması beklenebilir.
Arkeoloji Artık Yalnızca Taşları ve Yapıları İncelemiyor
Bu keşif, modern arkeolojinin ulaştığı noktayı da gösteriyor.
Bir zamanlar arkeolojik kazılar denildiğinde akla çoğunlukla yapılar, sikkeler, seramikler ve günlük kullanım eşyaları geliyordu.
Bugün ise insan kalıntıları üzerinde yapılan disiplinler arası çalışmalar; geçmiş toplumların hastalıkları, yaşam biçimleri, beslenmeleri ve nüfus hareketleri konusunda da önemli bilgiler sağlayabiliyor.
İznik’teki araştırmalara Türkiye’den bilim insanlarının yanı sıra Kanada’daki McMaster Üniversitesi ve ABD’deki Rutgers Üniversitesinden uzmanların da katkı verdiği bildiriliyor. Kazılardan çıkarılan kemik ve diğer buluntular belgelenerek kazı evine taşınıyor; burada temizlik, kayıt ve analiz süreçlerinden geçiriliyor.
İznik’in Altından Tek Bir Dönem Değil, Yüzyıllar Çıkıyor
İznik’in tarihsel önemi de keşfi daha dikkat çekici hâle getiriyor.
Roma döneminden Bizans’a ve sonraki yüzyıllara uzanan yerleşim geçmişi, kentin farklı medeniyetlerin izlerini aynı coğrafyada taşımasına neden oluyor.
Roma Tiyatrosu da bunun adeta küçük bir özeti.
Bir dönem insanların gösterileri izlediği yapı ve çevresi, daha sonraki yüzyıllarda dini yaşamın, üretimin ve ölülerin defnedildiği alanların parçası hâline gelmiş.
Şimdi ise aynı topraklar, dönemin insanlarının karşılaştığı hastalıkların izlerini bilim dünyasına taşıyor.
MİZAN MEDYA ANALİZİ
Tarihi çoğu zaman savaşların, hükümdarların, fetihlerin ve büyük yapıların hikâyesi olarak okuyoruz.
Oysa insanlık tarihinin başka bir arşivi daha var:
İnsanın kendisi.
Yüzyıllar önce yaşamış bir insanın kemiğinde kalan küçücük bir biyolojik iz; bazen sayfalarca tarih metninin cevaplayamadığı bir sorunun peşine düşmemizi sağlayabiliyor.
İznik’teki bulgunun önemi de burada.
Mesele yalnızca “veba bulundu” demek değil.
Asıl mesele, Anadolu’da yaşayan toplumların yüzyıllar önce hangi hastalıklarla karşılaştığını, salgınların insan hareketleriyle nasıl yayıldığını ve toplumları nasıl etkilediğini bilimsel yöntemlerle yeniden okuyabilmek.
Arkeoloji ile modern bilimin buluşması, geçmişi yalnızca ne zaman ve nerede yaşandı? sorusuyla değil, insanlar nasıl yaşadı ve nelerle mücadele etti? sorusuyla da anlamamıza imkân veriyor.
Belki de toprağın altından çıkarılan en değerli şey her zaman altın, sikke ya da görkemli bir eser değildir.
Bazen birkaç kemik parçası, insanlığın unutulmuş bir dönemini yeniden konuşturabilir.
Çünkü toprağın altında yalnızca geçmiş değil, insanlığın hafızası vardır.
Mizan Medya | Kültür & Tarih / Bilim







