Komşuluk: Aynı Apartmanda Yaşamak mı, Aynı Hayata Dokunmak mı?

Komşuluk, kapılarımızın birbirine yakın olması değil; gönüllerimizin birbirine uzaklaşmamasıdır.

Remiz DEVELİ | Mizan Medya Köşe Yazısı

Eskiden bir eve taşınırken yalnızca evin kaç odalı olduğuna, güneş görüp görmediğine ya da sokağın nerede olduğuna bakılmazdı.

Bir soru daha sorulurdu:

“Komşuları nasıl?”

Çünkü insanlarımız için ev, dört duvardan ibaret değildi. Yaşanacak yerin huzuru biraz da yanındaki, karşısındaki, üstündeki ve altındaki insanlarla ölçülürdü.

Bugün çok daha yüksek binalarda, daha güvenlikli sitelerde, daha modern konutlarda yaşıyoruz. Kapılarımız daha sağlam, kameralarımız daha gelişmiş, iletişim araçlarımız çok daha güçlü…

Fakat garip bir şekilde birbirimizden daha az haberdarız.

Aynı asansöre bindiğimiz insanın adını bilmiyoruz.

Yıllarca karşılıklı kapılarda oturup birbirimizin hayatına hiç dokunmadan yaşayabiliyoruz.

Bazen bir “Günaydın”ı bile birbirimizden esirgiyoruz.

Teknoloji uzakları yakınlaştırırken, acaba yakınımızdakileri mi uzaklaştırdı?

Bir Zamanlar Kapılar Daha Çok Çalardı

Komşuluk kültürümüzün hafızasında çok güzel ayrıntılar vardır.

Evde pişen yemekten bir tabak komşuya gönderilirdi.

Bir evden cenaze çıktığında diğer evlerde yemek pişerdi.

Bir çocuk sokakta yanlış yaptığında yalnızca kendi anne babası değil, mahallenin büyükleri de onu uyarabilirdi.

Birinin hastalandığını bütün apartman bilirdi.

Bayram sabahlarında kapılar çalınır, çocukların ellerine şekerler tutuşturulurdu.

Akşam oturmalarının, kapı önündeki sohbetlerin, bir fincan kahvenin kırk yıllık hatırının olduğu zamanlardı.

Elbette geçmişi kusursuzlaştırmanın anlamı yok. O günlerin de kendi sorunları vardı.

Ama sahip olduğumuz önemli bir şey vardı:

Birbirimizin farkındaydık.

Bugün ise mahremiyet ile ilgisizliği, bireysellik ile yalnızlığı zaman zaman birbirine karıştırıyoruz.

Kimsenin hayatına müdahale etmemek elbette önemlidir. Fakat bir insanın kapısını gerektiğinde çalabilecek kadar yakın olmak, onun özel hayatına müdahale etmek değildir.

Bunun adı insanlıktır.

Komşuluk Büyük Fedakârlıklar İstemez

Komşuluk denildiğinde bazen geçmişteki yaşam biçimini aynen geri getirmemiz gerektiği düşünülüyor.

Oysa mesele bu değil.

Modern hayatın şartları değişti. Çalışma saatlerimiz, şehirlerimiz, aile yapımız ve gündelik alışkanlıklarımız farklılaştı.

Fakat insanın insana duyduğu ihtiyaç değişmedi.

Bugünün komşuluğu belki her akşam birbirinin evine gitmek değildir.

Ama asansörde karşılaştığında selam vermektir.

Yaşlı komşunun elindeki poşeti taşımaktır.

Gece geç saatte yüksek sesle müzik dinlerken yan dairede uyuyan bir bebeğin olabileceğini düşünmektir.

Aracını park ederken başkasının geçiş hakkını gözetmektir.

Apartman girişinde gördüğün çöpe “Ben atmadım.” diyerek geçmemektir.

Günlerdir görmediğin yalnız yaşayan komşuna,

“Bir ihtiyacınız var mı?”

diye sorabilmektir.

Bunların hiçbiri büyük işler değildir.

Fakat medeniyet zaten çoğu zaman büyük sözlerden değil, küçük davranışlardan anlaşılır.

İnsan En Çok Zor Gününde Komşusunu Tanır

Hayat her zaman planladığımız gibi ilerlemiyor.

Hastalık oluyor.

Yangın oluyor.

Deprem oluyor.

Bir gece ansızın ambulansa ihtiyaç duyuluyor.

Bir insan evinde düşüyor.

Bir çocuk yardıma ihtiyaç duyuyor.

İşte o zaman kilometrelerce uzaktaki tanıdıklarımızdan önce birkaç metre ötemizde yaşayan insanın kapısını çalıyoruz.

Çünkü bazı anlarda en yakınımızdaki insan gerçekten en yakınımız oluyor.

Bu yüzden komşuluk yalnızca sosyal bir gelenek değildir.

Aynı zamanda güçlü bir toplumsal dayanışma mekanizmasıdır.

Bir mahallede insanlar birbirlerini tanıyorsa çocuklar daha güvenli büyür, yaşlılar kendilerini daha az yalnız hisseder, insanlar yaşadıkları yere daha fazla aidiyet duyar.

Komşuluk kültürü zayıfladığında ise yalnızca ilişkilerimiz değil, toplumsal güvenimiz de zayıflar.

İyi Komşuluk Sınır Bilmeyi de Gerektirir

Burada önemli bir ayrımı yapmak gerekiyor.

İyi komşuluk, her şeyi bilmek değildir.

Kim geldi?

Kim gitti?

Neden geç geldi?

Ne satın aldı?

Evinde ne konuşuluyor?

Bunların hiçbiri komşuluk değildir.

Bunun adı meraktır; hatta sınırı aştığında özel hayata müdahaledir.

Gerçek komşuluk, gerektiğinde yanında olmak ama gerekmediğinde sınırına saygı duymaktır.

İnsan ilişkilerinde yakınlık kadar mesafe bilgisi de önemlidir.

Çünkü sağlıklı ilişkiler yalnızca samimiyetle değil, karşılıklı sınırların korunmasıyla sürdürülebilir.

Komşunuzun hayatını bilmek zorunda değilsiniz.

Ama zor durumda olduğunu fark edecek kadar birbirinizi tanımanız güzel olmaz mı?

Aynı Binada Yaşayıp Birbirimize Yabancılaşmak

Modern şehir hayatının belki de en büyük çelişkilerinden biri burada ortaya çıkıyor.

Yüzlerce insan aynı binada yaşayabiliyor fakat kendisini yalnız hissedebiliyor.

Kalabalık arttı.

İletişim araçları arttı.

Sosyal medya hesaplarımızdaki insan sayısı arttı.

Ama gerçek hayatta kapısını çekinmeden çalabileceğimiz insanların sayısı aynı oranda artmadı.

Bazen binlerce takipçimiz var fakat bir tas çorba isteyebileceğimiz komşumuz yok.

Belki üzerinde düşünmemiz gereken mesele tam da budur.

İletişim kurmak ile bağlantıda olmak aynı şey değildir.

Telefon rehberimiz kalabalık olabilir.

Ama insanın hayatındaki gerçek zenginlik, zor gününde yanında durabilecek insanların varlığıdır.

Çocuklarımız Komşuluğu Nereden Öğrenecek?

Bir başka mesele de gelecek nesiller.

Biz komşumuza selam vermiyorsak çocuğumuz neden versin?

Biz apartmandaki yaşlı insanın halini sormuyorsak çocuklarımız bunu nereden öğrensin?

Çocuğa dayanışmayı yalnızca anlatamayız.

Onun bunu görmesi gerekir.

Çünkü değerler çoğu zaman nasihatle değil, model alınarak öğrenilir.

Bir anne veya babanın komşusuna götürdüğü bir tabak yemek, çocuğa saatlerce anlatılabilecek dayanışma dersinden daha etkili olabilir.

Yaşlı bir komşuya gösterilen saygı, çocuğun zihnine toplum ve insanlık konusunda güçlü bir mesaj bırakabilir.

Dolayısıyla komşuluğu kaybetmek yalnızca bugünün ilişkilerini kaybetmek değildir.

Bir kültürü gelecek nesillere aktaramamak anlamına da gelir.

Belki Yeniden Başlamak Çok Kolaydır

Komşuluk kültürünü yeniden güçlendirmek için büyük projelere ihtiyacımız olmayabilir.

Belki yarın sabah karşılaştığımız insana içten bir “Günaydın” demekle başlayabiliriz.

Asansörün kapısını birkaç saniye tutabiliriz.

Yeni taşınan komşumuza “Hoş geldiniz” diyebiliriz.

Yaşlı komşumuzun kapısını çalıp hâlini sorabiliriz.

Çocuklarımızı birbirlerine yabancı değil, arkadaş olarak büyütebiliriz.

Bayramlarda sadece telefon ekranından mesaj göndermek yerine birkaç kapıyı gerçekten çalabiliriz.

Çünkü bazen kaybettiğimizi düşündüğümüz değerler yok olmamıştır.

Sadece uzun zamandır kullanılmadıkları için unutulmuşlardır.

İnsan hayatı boyunca çok farklı evlerde yaşayabilir.

Adresler değişir.

Sokaklar değişir.

Şehirler değişir.

Fakat yıllar sonra dönüp baktığımızda çoğu zaman evlerin metrekaresini değil, orada yaşadığımız insanlık hâllerini hatırlarız.

Bir kap sıcak çorbayı…

Hastalandığımızda çalınan kapıyı…

Çocuğumuzu birkaç dakika emanet ettiğimiz güvenilir insanı…

Cenazemizde yanımızda duranları…

Bayram sabahı kapımızı çalan çocukları…

Belki de bu yüzden komşuluk, geçmişten kalan romantik bir hatıra olarak görülmemeli.

Tam tersine, yalnızlığın giderek arttığı modern dünyada yeniden ihtiyaç duyduğumuz en kıymetli toplumsal bağlardan biri olarak görülmeli.

Çünkü insan sadece bir eve değil, bir çevreye, bir mahalleye ve nihayetinde birbirine de ihtiyaç duyar.

Ve unutmayalım:

İyi komşuluk, aynı duvarı paylaşmak değildir.
O duvarın öte tarafında bir insan yaşadığını unutmamaktır.

Remiz DEVELİ
Uzman Psikolojik Danışman & İletişim ve Protokol Uzmanı
Mizan Medya | Köşe Yazarı

MİZAN MEDYA
Doğru Bilgi • Ölçülü Bakış • Güvenilir Haber

Bu Yazıyı Paylaş