Kimsenin kendinde kusur aramadığı bir toplumda, yanlışların sahibi de bulunmaz.
Emrah ÇAY | Mizan Medya Köşe Yazısı
Garip bir çağın içindeyiz.
Herkes haklı.
Evde eş haklı, karşısındaki haksız. İş yerinde çalışan haklı, yönetici haksız; yöneticiye sorarsanız bu kez tam tersi. Trafikte herkes kurallara uyuyor ama yollar öfkeden geçilmiyor. Sosyal medyada herkes adaletten, vicdandan, hoşgörüden söz ediyor; fakat farklı bir fikirle karşılaştığında aynı hoşgörüden eser kalmıyor.
Herkes iyi niyetli, herkes mağdur, herkes elinden geleni yapmış…
Peki o zaman bu kadar kırgınlık, bu kadar kavga, bu kadar güvensizlik ve yanlış nereden çıkıyor?
Belki de çağımızın en büyük problemlerinden biri, yanlış yapmak değil; yanlış yapabileceğimizi kabul edememek.
Çünkü insanın başkasının hatasını görmesi kolaydır.
Kendi hatasına bakması ise cesaret ister.
Aynalarımız Var, Ama Kendimize Bakmıyoruz
Bir başkasının ses tonundaki kabalığı hemen fark ederiz; kendi sesimizi duymayız.
Bize yapılan haksızlığı yıllarca unutmayız; bizim kırdığımız insanların sessizliğini çoğu zaman hatırlamayız.
Karşımızdakinin önyargısından şikâyet ederken kendi peşin hükümlerimizi sorgulamayız.
Başkalarından anlayış bekler, fakat aynı anlayışı göstermeyi çoğu zaman karşı tarafın hak etmesine bağlarız.
İşte mesele tam da burada başlıyor.
Kendimize tanıdığımız mazeretleri, başkalarına tanımıyoruz.
Geç kaldığımızda trafik vardır; başkası geç kaldığında sorumsuzdur.
Biz sinirlendiğimizde çok üstümüze gelinmiştir; başkası sinirlendiğinde terbiyesizdir.
Biz hata yaptığımızda şartlar öyle gerektirmiştir; başkası yaptığında karakter meselesidir.
İnsan zihni kendisini korumayı seviyor.
Fakat insanın sürekli kendisini haklı çıkarması, onu gerçekten haklı yapmıyor.
Sosyal Medya Bize Haklı Olmayı Öğretti
Eskiden bir tartışmanın sonunda insan eve gider, sakinleşir, düşünür ve bazen kendi kendine:
“Acaba ben de fazla mı gittim?”
diye sorardı.
Şimdi cebimizde bambaşka bir imkân var.
Telefonu açıyoruz.
Bizim gibi düşünen yüzlerce insanı birkaç dakika içerisinde buluyoruz. Bir paylaşım yapıyoruz; beğeniler geliyor, destekleyen yorumlar geliyor ve çok geçmeden kendi hükmümüzü kendimiz veriyoruz:
“Ben haklıymışım.”
Oysa alkış, haklılığın delili değildir.
Çok kişinin aynı şeyi söylemesi de bir düşünceyi otomatik olarak doğru yapmaz.
Sosyal medya bize yalnızca konuşma imkânı vermedi; bazen kendi yankımızı gerçek sanma alışkanlığı da kazandırdı.
Artık tartışmaların önemli bir bölümünde amaç gerçeği bulmak değil, karşı tarafı yenmek.
Dinlemiyoruz; cevap vermek için bekliyoruz.
Anlamaya çalışmıyoruz; açığını arıyoruz.
Bir cümlenin tamamını değerlendirmek yerine işimize gelen birkaç kelimeyi çekip onun üzerinden hüküm kuruyoruz.
Ve sonra buna “iletişim” diyoruz.
Oysa iletişim, iki insanın sırayla konuşması değildir.
İletişim, gerektiğinde kendi düşüncemizden de şüphe edebilme olgunluğudur.
Öz Eleştiri Zayıflık Değildir
Bugün “Ben hata yaptım” diyebilmek neredeyse yenilgiyi kabul etmek gibi algılanıyor.
Oysa bana göre tam tersidir.
Bir insanın:
“Burada yanlış düşündüm.”
“Seni kırdım.”
“Bu konuda seni yeterince dinlemedim.”
“Bilmiyorum.”
“Özür dilerim.”
diyebilmesi karakter eksikliği değil, karakter gücüdür.
Çünkü öz eleştiri insanın kendisini küçültmesi değildir.
Kendisini geliştirebilmesi için aynayı doğru yere koymasıdır.
Kusursuz olduğunu düşünen insanın gelişeceği bir yer kalmaz.
Hatasını görebilen insan ise her gün yeniden öğrenebilir.
Belki de bugün aileden iş hayatına, siyasetten toplumsal ilişkilere kadar en fazla ihtiyaç duyduğumuz şeylerden biri budur:
Haklı çıkma kültüründen, sorumluluk alma kültürüne geçmek.
Her Sorunun Suçlusu “Başkaları” Olamaz
Toplumdan şikâyet ediyoruz.
Peki toplum kim?
Biziz.
Trafikten şikâyet ediyoruz.
Trafikteki sürücüler kim?
Yine biziz.
Saygının azalmasından, insanların tahammülsüzlüğünden, gençlerin davranışlarından, yöneticilerden, çalışanlardan, esnaftan, müşteriden, komşudan şikâyet ediyoruz.
Her cümlenin öznesi değişiyor ama nedense “ben” kelimesi o cümlelerin içerisine pek girmiyor.
Oysa bir toplum yalnızca yasalarla, kurumlarla ve yöneticilerle değişmez.
İnsanların gündelik davranışlarıyla değişir.
Çöpünü yere atmayan biriyle…
Trafikte yol veren biriyle…
Yanlış bilgi olduğunu fark ettiği paylaşımı silen biriyle…
Çalışanının hakkını gözeten bir patronla…
İşini hakkıyla yapan bir çalışanla…
Haksız olduğunu anladığında özür dileyen bir insanla…
Ve kimse görmediğinde de doğru olanı yapmaya devam edenlerle.
Büyük toplumsal değişimler bazen büyük cümlelerle değil, küçük davranışlarla başlar.
Haklı Olmak mı, Doğruyu Bulmak mı?
Bir tartışmada haklı çıkabilirsiniz ama bir insanı kaybedebilirsiniz.
Bir cümleyi ispatlayabilirsiniz ama güveni yıkabilirsiniz.
Son sözü siz söyleyebilirsiniz ama gerçeğe yine de ulaşamamış olabilirsiniz.
Bu nedenle insan zaman zaman kendisine şu soruyu sormalı:
Ben gerçekten doğruyu mu arıyorum, yoksa sadece haklı çıkmaya mı çalışıyorum?
İkisi aynı şey değildir.
Doğruyu arayan insan dinler.
Haklı çıkmak isteyen insan ise çoğu zaman sadece konuşur.
Doğruyu arayan insan yeni bir bilgi karşısında fikrini değiştirebilir.
Haklı çıkmak isteyen insan ise fikrini değiştirmeyi yenilgi sayar.
Oysa insanın dün savunduğu yanlış bir düşünceden bugün vazgeçebilmesi tutarsızlık değil, öğrenmenin göstergesidir.
Biraz da Kendimize İtiraz Edelim
Başkalarını eleştirmekten vazgeçelim demiyorum.
Yanlışa yanlış demeyelim de demiyorum.
Haksızlık karşısında susmak zaten doğru değildir.
Ama başkalarına tuttuğumuz terazinin bir kefesine zaman zaman kendimizi de koymamız gerektiğini söylüyorum.
Çünkü adalet yalnızca başkasının yanlışını tartmak değildir.
Kendi yanlışımızı da aynı ölçüyle tartabilmektir.
Belki her gece kendimize birkaç basit soru sorsak birçok şey değişecek:
Bugün kimi kırdım?
Kimi gerçekten dinlemedim?
Hangi konuda peşin hüküm verdim?
Nerede haksızdım?
Neyi daha iyi yapabilirdim?
Ve belki en zoru:
Bana yapılsa kabul etmeyeceğim hangi şeyi bugün ben başkasına yaptım?
Bu soruların cevapları her zaman hoşumuza gitmeyebilir.
Ama insanı büyüten cevaplar zaten çoğu zaman hoşumuza gidenler değildir.
Dünyayı düzeltmek istiyoruz.
Toplumu değiştirmek istiyoruz.
İnsanların daha anlayışlı, daha adaletli, daha dürüst ve daha vicdanlı olmasını istiyoruz.
Bunların hepsi güzel.
Fakat belki başlangıç noktasını yanlış seçiyoruz.
Çünkü dünyanın bütün yanlışlarını düzeltmeye ömrümüz yetmeyebilir.
Ama kendi yanlışlarımızdan birkaçını düzeltmeye bugün başlayabiliriz.
Ve bazen bir toplumun değişmesi için milyonlarca insanın aynı anda değişmesine gerek yoktur.
Birinin başlaması gerekir.
Neden o biri biz olmayalım?
Sonra dönüp o rahatsız edici soruyu bir kez daha soralım:
Herkes haklıysa, bu kadar yanlış nereden çıkıyor?
Belki cevabı sandığımız kadar uzakta değildir.
Bazen insanın aradığı cevap, karşısındakinde değil; aynadadır.
Emrah ÇAY
Köşe Yazarı | MİZAN MEDYA
Doğru Bilgi • Ölçülü Bakış • Güvenilir Haber







